Geçen gün  “Farklı Bakış Açısı” konulu  bir konferans dinledim.  Oldukça güzel ve rahatlatıcı üslubuyla  konuşmacı , düşüncelerimde  yeni  kıvılcımlar yarattı.  Dünyaya bakıyor, algılıyor ve  şartlandığımız kendi değer yargılarımızla bir sonuca varıyoruz.  Aklıma Einstein’ın ünlü  “İzafiyet Teorisi”  ( Görecelik) geldi.

Aslında hiçbir şey göründüğü gibi değil ve hiçbir şey de göründüğü durumu korumuyor. Anlık  olsa da akan zaman sürecinde  değişime uğramayan hiçbir şey yok. Maddi değişimin  yanında, duygu ve düşüncelerimiz de değişmekte.  Değişmeye direnmek veya yeni oluşumu  kabul etmemek insanın korunma içgüdüsünün bir sonucu olmalı.

Bunun için psikologlar “ Korkularınızın üzerine gidin, ancak bu biçimde onu alt edebilir veya kontrol altına alabilirsiniz.” diyorlar ve şuur altında bastırılmış korkularımızı su yüzüne çıkararak bizi rahatlatıyorlar. Peki bunları biliyoruz da günlük yaşamımızda uygulayabiliyor muyuz ?

Yarısı  dolu bir bardağa tepeden dik açı ile baktığımızda bardağın dolu olduğunu söyleyebiliriz. Yan tarafından baktığımızda bardağın yarısının boş olduğunu görürüz. Yarım bardak suya ihtiyacı olan biri için  bardak dolu ve yeterli  sayılabilir. Yıllarca önce çeşmelerimizden şırıl şırıl  bedava  akan suların,  bir gün şişelenerek parayla satılacağını söyleyen birine o günlerde  “ uçurmuş  bu“ gözüyle bakanlar bizlerdik.

Şimdi  oksijen oranı % 40’lara inmiş metropollerde,  ilerde  solunan havanın tüplere konulup satılacağını söyleyen biri çıksa ona yine aynı gözle bakmayacak mıyız ?

Askerdeyken bir hikaye dinlemiştim. Bir ağacın altında sürekli nöbet tutan bir askerin, neden o ağacın altında nöbet tuttuğunu bilen yokmuş. Ama nöbet çizelgesini de kimse değiştirmeye cesaret edemiyormuş. Farklı düşünen biri bunu araştırdığında, bir zamanlar o ağacın altında bir top olduğunu, ve nöbetin topu korumak için konduğunu, ancak top gittiği halde, nöbet çizelgesinin değiştirilmediğini öğrenmiş.

Geçen gün bir bankta otururken kucağıma kurumuş bir çınar yaprağı düştü. Bilinçsiz bir içgüdü ile bu yaprağı  elimde ufalamaya başladım. Biraz ilerde bir hizmetli yerdeki çöpleri ve kuru yaprakları topluyordu. Birden bir suçluluk duygusu hissettim. Görevli temizlik yaparken ben çevreyi kirletiyordum.

İçimdeki huzursuzluk artarken vicdanım savunmaya geçti, farklı bir bakış açısıyla bakmamı öğütledi. Aslında doğal süreç olarak bu kuru yaprak ufalanarak toprağa karışacak, oysa ben bu süreci hızlandırarak belki de içgüdüsel olarak doğanın istediğini yapıyordum. Bu çıkış noktası beni rahatlattı.

Her insanın bir vicdan  ( Buna ahlak da diyebiliriz. )  ölçüsü vardır. Bazıları çok hassastır. En ufak bir varlığa zarar vermek bile vicdanlarını rahatsız edebilir. Bazı insanlarda ise, vicdan ölçüsü kaba ve geniştir. Her türlü yolsuzluk ve ahlaksızlığı örtecek kadar farklı bir bakış açısı getirebilirler; “ Ne olmuş yani, çalışıyorsa  yesin be kardeşim” gibi.

Toplumun ahlak aynası  çoğu zaman o toplumun geleneklerine yerleşerek atasözü de olabilir.

“ Bal tutan parmağını yalar.”  Sözü buna örnektir.  “Farklı bakış Açısı”  bir bakıma empati yaratabilir. Başkasının çocuğuna tokat atan birinin, başkasının kendi çocuğuna tokat atması durumunda kendisinin nasıl davranacağını hiçbir zaman düşünmez. Zaten düşünebilseydi muhtemelen  o tokadı atmazdı.

İş yerlerinde genellikle “ Masanın diğer tarafına geçmek” deyimini kullanılır.  Toplumun  geleceği ile ilgili alınan doğru bir karar, o toplumda yaşayan bireyler için,  kötü sonuçlar doğurabilir.  Ülkenin kazandığı bir savaş, verilen canların karşılığıdır.

Reşat Nuri Güntekin’in “ Bir Kadın Düşmanı” adlı romanında  Sportmen, iyi yürekli ancak çok çirkin bir karakter vardır.  Arkadaşları  yüzünün çirkin görüntüsü nedeniyle ona “Homongolos” adını takmıştır. Homongolos güzel bir genç kızı sevmektedir. Bir gün boks maçında çok yakışıklı bir genç ile dövüşür.

Kendisi  dövüştüğü gençten güçlüdür. Attığı her yumrukta, sevdiği  kızın da içinde bulunduğu  genç kızlar  grubu kendisini yuhalamakta ve yediği her yumrukta, seyircilerden alkış ve sevinç çığlıkları yükselmektedir. Homongolos bunu fark ettiği zaman yüzünü rakibi olan gencin yumruklarına açık bırakır.

Siyah-Beyaz, Gece-Gündüz, sıcak-soğuk gibi zıtlıklarla fark edilebilen  maddi alemde,  kuantum teorisinin de saptadığı gibi maddenin oluşumu ancak ona olan bakış açımızla boyut kazanmaktadır. Bir heykeli üç boyutlu algılamamız onu 360 dereceli açılarla görebilme yeteneğimizden kaynaklanır.

Ön yüzünden heykel kusursuz gözükebilir. Heykelin arka yüzündeki bir kusuru görebilmemiz, ancak ona bakış açımızın değişmesi ile mümkündür. Geçen gün Kanada’ya yerleşmiş bir dostum ile bir telefon görüşmesi yaptım. Bana Kanada da iş müracaatlarında muhakkak “etnik köken”in sorulduğunu söyledi. “Tamam gördün mü adamlar nasıl ırk ayırımcılığı yapıyorlar.” dedim.

“Hayır  sandığın gibi değil, burada her şirket zorunlu olarak her etnik gruba iş imkanı sağlamak için bir kontenjan ayırmak zorunda. 2 Yunanlı aldıysa 2 de Türk alıyor, bunun da faydasını görüyoruz. Geçen gün eşim  telefonda bir bankaya dert anlatamayınca, etnik kökenini sormuşlar, “Türk” deyince,  “Bir dakika lütfen” diyerek başka birine bağlamışlar, telefondaki ses bu defa  Türkçe ;“ Nasıl yardımcı olabilirim ? “ diye sormuş ve sorun kolaylıkla hal edilmiş.

Benim aklımdan hemen geçmişte yaşadığım olaylar  aktı.  Çalıştığım şirkette  Orta Anadolu şehirlerimizden bir işletme müdürü vardı ve alınan işçilerin çoğunluğu  O şehirdendi. Bu nedenle de işçiler arasında sorunlar yaşanıyordu.  Bir başka defada   100.000 m2 arazi üzerine kurduğumuz mobilya  fabrikasını Sendika ;“ fabrikanın kurulduğu ilçe halkı dışında işçi çalıştırılmayacak” baskısı yapıp,  karşılanamayacak taleplerle gelince fabrikayı  kapatmak zorunda kalmıştık.

Bu  olay  Milas pazarında gördüğüm bir manzarayı aklıma getirdi. Koca bir kafes haline getirilmiş bir kamyonun içi tavuk doluydu.  Satıcı  müşterinin işaret ettiği tavuğu alıp kesiyor ve temizleyerek paketliyordu. Ancak  biraz sonra kafaları kesilecek olan kafesteki tavuklar bir avuç yem için birbirleriyle hala didişmekteydiler. Bilmem bu manzara sizlere bir şeyler anlatabiliyor mu ?

Ayrışma sanırım bu tip sorunları artıracak bir unsur. Yine bu dostumun anlattığına göre, Türkiye’de bir süre bulunmuş Atatürk hayranı  Kanadalı bir mühendis, her 29 Ekim tarihinde bir Türk bayrağı ve koltuğunun altına  bir  Atatürk büstü alarak  Kanada  meclis binasının önüne gidiyor. Telefonla tanıdığı bütün Türk’leri de ısrarla ve  biraz da zorlayarak  meclis binasının önüne toplayıp, gönderdeki Kanada bayrağını  indirip Türk bayrağı çekerek İstiklal Marşı dinletiyor. Hiç bir görevli de bu olaya müdahale etmiyormuş.

Bu olay bana başka bir dostumun anlattıklarını anımsattı. 12 Eylül döneminde Fransa’da öğrenci olan dostum, aynı zamanda  orada bir öğrenci grubunun temsilci. Ermeniler Türkiye aleyhinde bir gösteri düzenleyecek buna karşılık  Türk gruplarının da örgütlenerek bildiri dağıtması düşünülüyor. Dostum bir Türk Kahvesine gidip olayı anlatıyor.  Bu arada kendisine ters ters bakan Doğu kökenli vatandaşlar da  var.

Ancak devrimci Türk gençlerinin cevabı kesin ; “ Şu anda Türkiye’de faşist bir askeri yönetim var. Biz Türkiye için kılımızı kıpırdatmayız.”   Hayal kırıklığına uğrayan dostum eve geliyor, gece yarısı kapı gümbürdüyor. Ürkerek  açtığı kapıda , kahvede gördüğü Doğu kökenli Türklerle karşılaşıyor ve “ Biz hazırız. Nerede toplanıyoruz  arkadaş ?” sorusuyla karşılaşıyor.

Farklı bakış açısı, ilkelerden ödün vermek değildir. Yalnızca şartlanmışlıktan, kurtulmayı öğrenmektir. Aklın olayları  boyutlandırarak analiz etmesi ve doğruya giden en kestirme yolu sağ duyu ile aramasıdır.

“Farklı Bakış Açısı”  ön yargıdan uzak yaşamı kolaylaştıran, uyumu sağlayan, tolerans yaratan bir düşünce metodudur. Bu düşünce yapısına sahip insanlarımız, özellikle yöneticilerimiz arttığı ölçüde, yaratıcı gelişim süreci hızlanacak ve insan olma yolunda ilerleyeceğiz. Aksi takdirde sürü psikolojisi içinde yaşamaya devam edeceğiz.

 

Mustafa Süreyya SEZGİN

İstanbul, 07.12.2009

sunum-indir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>