Preveze zaferi üzerinden üç yıl geçmişti. Barbaros İstanbul’u ziyaret etmek üzere Cezayir’den ayrılmıştı. Cezayir’i, ona vekalet eden evlatlığı Hasan Reis ‘e  emanet etmişti. Bunu fırsat bilen Charles-Quint ve Haçlı donanması, Andrea Doria komutasında 516 parçadan oluşan dev bir donanmayla, 12.330 denizci ve 23.900 kara askeriyle Cezayir’e saldırmaya karar verdi. Cezayir’in fethinden şüphe edilmediği için, zafer alayını seyretmek üzere, İspanyol, İtalyan ve Alman Prenses, düşes, markiz ve kontesleri de donanmayla birlikte Cezayir’e gelmişlerdi. Hasan Reis’in kuvvetleri, 600 Türk levendi ve 2000 gönüllü Arap atlısından ibaretti. Saldıran Haçlılar  karşılarında beklenmedik bir direnme gördüler. 23 Ekim 1541 ‘i 24 Ekim’e bağlayan gece Haçlı kuvvetleri  daha ne olduğunu anlayamadan Hasan Reis imparatorluk ordugahını bastı. Haçlı kuvvetleri büyük bir şaşkınlıkla bozulmaya başladı. Charles-Quint 3000  kayıp vererek Cezayir surlarının önünden çekildi. Hasan Reis’de tedirgindi, çünkü Cezayir halkı da, birkaç yıl önce  Charles-Quint’in Tunus’ta bütün halkı kılıçtan geçirmesini unutmamış ve Hasan Reis’e teslim olması için baskı yapıyordu.  Charles-Quint her an Barbaros’un donanmasının görünebileceği korkusunu yaşıyordu. Dağılmış birliklerini Afrun Burnu’nda toplamaya başladı. Hasan Reis’in yerinde kim olsa bu duruma sevinirdi. Ancak Hasan Reis, düşmanın moralinin bozulduğunu anlamıştı.

Barbaros-zade Hasan Reis, Haçlıları, donanmaları ve ordularıyla, tamamen yok etmeye karar verdi. Tanrı, Türklerin tarafındaydı. Müthiş bir fırtına yaklaşıyordu. 31 Ekim’de , Andrea Doria bütün askerlerine gemiye binme emri verdi. Askerler, bir an önce gemiye binmek için adeta birbirlerini eziyorlardı. İmparatorlarının bile Barbaros  adından titrediğini hisseden askerlerde moral sıfırdı. Öyle bir an yaklaşıyordu ki, Charlemagne’dan 700 yıldan beri Avrupa’nın gördüğü en kudretli imparator, Türklerin padişahına değil, sadrazamına değil, vezirine değil, hatta beylerbeyine de değil, sancak beyi rütbesindeki bir beylerbeyi vekiline yenilecekti.  Fırtına iyice azgınlaştığında ve Haçlı ordusunda panik en üst seviyeye çıktığında, Hasan Reis, küçük ancak inançlı birliklerine taarruz  emri verdi. Koca Haçlı armadasının yarısı sahile oturmuş ve Türklerce yok edilmişti.. 20.000 düşman fırtınada boğuldu, Türk kılıcı altında can verdi veya esir düştü.  Haçlılar aç ve sefil duruma düşmüşlerdi.  Islanmış silahları ateş almıyordu.  Zırhlı İspanyol askerleri yürüyemiyor çamura saplanıyordu.  Sahil düşman cesedi ve  gemi enkazı yığını haline gelmişti.Düşman toplarının tamamı artık Türklerin elindeydi. Büyük kumandanlar, amiraller, prensler, prensesler, Avrupa sosyetesinin kreması İspanyol, İtalyan ve Alman kadınları, büyük ganimetler Türklerin eline geçmişti. Türkler Tanrı tarafından yenmek üzere gönderildikleri bir millet olduklarına bir kere daha inandılar. Düşman ne kadar büyük  olursa olsun, iman, inanç ve birlik karşısında yenilecekti.

31 Ekim 1541 gecesi 130 düşman gemisi Türklerin eline geçti. Bu gemilerden 1800 Müslüman forsa kurtarıldı. Bu kadırgalar arasında Andrea Doria’nın büyük amirallik gemisi de vardı. Charles-Quint, perişandı. Üzüntüsünden başındaki tacı çıkarıp denize fırlattı. Bunu gören Haçlılarda moral iyice dibe vurdu. İmparator güçlükle ve Malta şövalyelerinin yardımıyla gemilerden birine kapağı zor atmıştı. Herkes açtı ve yiyecek yoktu. İmparator çok değerli atını kesip yemek zorunda kaldı. İmparator, büyük rakibi Kanuni Sultan Süleyman’a özenip, ordularının başında savaşa katıldığına bin pişman olmuştu. Cezayir’deki tüm binalar esirlerin hapsedilmesi için kullanıldı. Tek bir boş bina dahi kalmadı. Haçlıların bu bozgunu, hiç tahmin edilmeyen  bütün hayal sınırlarının ötesinde gerçekleşen bir olaydı.

sunum-indir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>