Sosyalizmin ilk taşlarını döşeyen İslam’ın ünlü bilginlerinden İbn-i Haldun,  (1332-1406) asırlar önce, ‘’Devletlerinde insanlar gibi doğup, büyüyerek geliştiğini ve bir gün yaşlanarak öleceklerini’’ söylemiştir. İbn-i Haldun’un vardığı bu sonuç, aslında değişmez evrensel yasalardan biridir.  Daha sonra Karl Marx  ; ‘’ Nicel birikimler, nitel değişikliklere yol açar’’ demiştir. Tıpkı milyarlarca hücrenin insan bedenini şekillendirmesi gibi, bir araya gelen insan toplulukları da kurumları ve devletleri meydana getirir.

Kolektif bir yaşamda bir araya gelen bireyler, kolektif bir şuurla, tüzel bir canlı organizma oluştururlar. Bu canlı organizmanın da süreli bir yaşamı olması  doğaldır. Sebep-sonuç ilişkileri, her olayın ve her canlının bir başlangıcı ve sonu olmasını sağlar.  Ulaşılan her sonuç, aslında yeni bir başlangıçtır. Biz bu süreçleri zaman periyotları ile sıralarız. Tarihte Mısır, Hitit, Sümer, Roma gibi yaşamış bir çok devlet ve uygarlık, irileşip geliştikten sonra, sosyal, siyasi ve doğal  afetlerin de etkisiyle  yaşlanarak yok olmuşlardır. Çünkü yaşama süreleri sona ermiştir.

Üzerinde  milyarlarca canlının yaşadığı gezegenimiz de canlı bir organizmadır ve kolektif şuurun etki alanıdır. Dinamiğin ikinci yasası; ‘’ Her etki, bir tepkiyle karşılık bulur’’  der. Bu aslında refleks gösterebilen yer küremiz için de geçerlidir. Kuantum teorisinin vardığı sonuçlardan biride; Evrende mevcut tüm atomlar arasında bir ilişki ve bilgi alışverişi olduğudur.  Bu bilgilerin evrensel şuur tarafından değerlendirilmesi sonucunda, ortaya bir eylem çıkar.

Yaşadığımız bu zaman periyodunda dünyamızın jandarması konumunu üstlenen ve kendini süper güç olarak kabul ettiren A.B.D., Varlığını sonsuza kadar sürdüreceği varsayımıyla hareket etmekte ve bunu sağlamak için, doğayı ve insanlığı  acımasızca istismar  etmektedir. Tıpkı tarihte hiçbir zaman yok olmayacaklarını düşünen büyük imparatorluklar gibi.

Isaac Asimov’un  ‘’Ben Robot’’ adlı ünlü bilim kurgu romanının sonunda, tüm dünyayı bir saat mükemmelliği ile yöneten teknoloji harikası robotlara rağmen, yine de bir takım işler düzgün gitmez. Kısacası insanların yaşamında hiçbir zaman evdeki hesap çarşıya uymaz. Hiç dikkate alınmayan küçük  nedenler, kelebek etkisiyle büyüyerek sorun yaratmaya başlar.

Bugüne kadar sömürü düzenini sürdüren ülkelerin, mazlum ülkelere  ve doğaya karşı işledikleri suçların çetelesini tutan evrensel şuurun, bu istismara bir cevap vermek üzere hazırlandığı yönünde belirtilerin arttığını ve özellikle en büyük emperyalist güç olan A.B.D. İle hesaplaşma gününün çok yakınlaştığı düşünülebilinir.

Dünyamızın da  bir üyesi bulunduğu Samanyolu gökadası,  evrendeki foton kuşağının merkezine yaklaşırken, yerküremize ulaşan enerjiler de etkilerini üst düzeyde hissettirmeye başladı. Bu nedenle yerkürenin derinliklerinde beklenen hareketler de hızlandı. Doğanın kolektif şuurunun yönlendirmesi ile yerkürenin enerji seviyeleri hareketlenmeye ve bu nedenle volkanlar teker teker aktif hale gelmeye başladı.

“Bir süper volkanın patlaması, sıradan bir volkan patlamasından 10-100 kez daha etkilidir. Dünya’ya çarpan bir göktaşınınkine eşdeğer bir enerji ortaya çıkar. Dünya’ya gelmekte olan bir göktaşının rotasını değiştirebilirsiniz; ancak bir süper yanardağ için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.

Patlama sırasında binlerce kilometreküp kaya, kül, toz, kükürt dioksit ve başka birçok gaz atmosferin üst tabakalarına fırlatılır. Orada, Dünya’ya gelen güneş ışınlarını yansıtan bir tabaka oluşur. Böylece Dünya’nın yüzey sıcaklığı da düşer; tıpkı nükleer kışta olduğu gibi. Bu etkiler 4-5 yıl sürebilir; tarım ürünleri ölür ve tüm ekosistem çökebilir. Buz kayıtları, Sumatra’daki Toba yanardağının 74 000 yıl önceki patlamasının 3-5°C’lik bir küresel soğumaya yol açtığını gösteriyor.  Endonezya’daki Toba yanardağı 1815’te patladığında birkaç yıl boyunca Dünya’da yüzey sıcaklığı bir derece kadar düşmüştü

Süper volkanlardan biri de A.B.D.’nin korkulu rüyası haline gelen YELLOWSTONE süper volkanıdır. Son yıllarda bu volkanla ilgili bir çok sinema ve belgesel filmler yapıldı. BBC’nin yaptığı belgeselde özetle şöyle deniliyor; ‘’ Basın, bilim adamları ve politikacılar yakında yaşanacak yıkımı ilk sezenlerdi. Fakat hiç kimse afetin sonuçlarını gözünde canlandıramıyordu. Kabaran erimiş lavlar yeryüzüne patlayarak geldiğnde doğadaki en büyük felaketlerden biri yaşanacak. Bu patlama ile A.B.D.’nin büyük bir bölümü bir anda yeryüzünden silinecek ve dünyanın geri kalanı buz çağına girecek. Çünkü güneş kül bulutlarının ardında aylarca görünmeyecek’’

Bilim adamları bu volkanın patlama periyodunun geldiğini ve önümüzdeki onlu yıllarda her an patlayabileceği endişesini taşıyor. Yellowstone’un 2004’ten bu yana rekor oranda yükseldiği ve volkanın patlaması halinde A.B.D.’nin ürkütücü bir senaryoyla karşı karşıya kalabileceğinden korkuluyor. Daily Mail Gazetesinin verdiği bir haberde, Wyoming parkındaki volkanın tabanının sadece son 3 yıldır, yılda 7,5 santimetre yükseldiği, bunun kayıt tutulmaya başlanan 1923’ten bu yana rekor bir oran olduğu belirtildi.

Süper yanardağlar dağ biçiminde değil, büyük çöküntüler biçiminde oluyorlar. Bunlar, “kaldera” denen çökmüş dev kraterlerdir. Yellowstone kalderası 10 km boyunda ve 30 km enindedir. Yüzeyinin sekiz kilometre altında da dev bir magma odası bulunmaktadır. Magma odasındaki basınç arttıkça yüzey yükseliyor ve ölçülebilir bir sıcaklık artışı oluyor. Bu volkan patlarsa Kuzey Amerika’nın  üçte ikisi yok olacak ve küller Avrupa kıtasına kadar ulaşacak, sülfür gazı, lav, sıcaklık ve küller bu kıtada yaşama şansı bırakmayacak.

Dünya kaynaklarının sonsuz olmadığını biliyoruz. 1900’lü yıllarda  2 milyar civarında olan  dünya nüfusu, diğer canlıların aleyhine gelişerek günümüzde 7 milyara ulaşmış bulunmaktadır. Ayrıca Dünya kaynakları ve doğa, insanoğlu tarafından acımasızca istismar edilmektedir.

Bilim adamları Dünyamızın doğal dengesinin bu yükü kaldıramayacağı ve nüfusun 9 milyardan fazla olması halinde, yeryüzünde kullanabilecek kaynak bulunmayacağı, böyle bir durumda  doğanın tüm dengelerinin bozulacağı görüşündeler.

Yine yapılan nüfus tahminlerine göre, 2050 yıllarında Dünya nüfusu 9 milyarı aşacak. Önümüzdeki yıllarda yalnız A.B.D. Değil birçok ülke  bir çok felaketle karşı karşıya kalacağa benziyor. Bu nedenle emperyalist alışkanlığı olan ülkelerin, yine önümüzdeki yıllarda daha acımasız ve daha saldırgan olmasını bekleyebiliriz. Ancak, bu ülkelere mazlum ve çaresiz ülkeler değil, bizzat doğanın kendisi karşılık verecektir.

Dünya nüfusunun gelişmiş ülkelerde fazla artmadığını, aksine geriye gittiğini ve doğal felaketlerle büyük nüfus kayıpları yaşanacağını var sayarsak, teknolojik gelişmelerin  ileriki yıllarda, Asya, Afrika ve Ortadoğu ülkelerine kayabileceğini söyleyebiliriz. Tahminlerin üzerinde yaşanacak bir felaket ise, bizi bugünkü teknolojimizin de gerisine düşürebilir.  Uzun yıllar küllerle kaplı kalacak Amerika Kıtası ise yeniden keşfedilmek üzere kaderine bırakılacaktır.

Bütün bu varsayımların ışığı altında , A.B.D.’nin neden  enerji kaynaklarının ötesinde  Ortadoğu, Asya ve Afrika ile bu kadar uğraştığını ve ‘’Yeni Dünya Düzeni’’ kurmaya çalıştığını düşünmek gerekir.

Mustafa Süreyya SEZGİN

İstanbul, 27 Mart 2011

sunum-indir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>